Saturday, May 8, 2010

Cuma Akşamı Yazmıştım

Dün "post" edemedim.
...

Valla Nurgün'cüm bu çıkışımız bizi bile şaşırttı!

Tam oda değiştireceğiz derken, sizi eve gönderiyoruz dediler. Akşam yedi gibi çıktık. Gerçekten de RMH büyük bir nimet. O kadar rahatlattı ki bizi. Eşya taşıma, gelme gitme çok kolay.

Bir de odaya girince burnuma gelen halı kokusu olmasa. Durun bakalım. Şirinleştirme, ve bir şekilde temizletme işini yapacağım. Ama acaba odayı da değiştirir miyiz diye, bekliyoruz.

Nehir'cim dün geceyi saat bir buçukta uyanıp, sonra da zor uyuyarak geçirdi. Perde arkasındaki küçük kız kustu, ışıklar açıldı, ağlama sesleri falan. Şöyle söyleyeyim, küçük bir odayı bir güzel perdeyle ayırmışlar, yanda üç büyük ve küçük bir kız, bizde, ben ve Nehir, birarada uyuduk.

Bence re za let idi. Yani devlet hastanesi, falan olur, güzel ama üstüne kimbilir ne para verdiğimiz yerde, doğrusu tepem attı.

Sabah "round"lara gelen doktorlara, "Bu nasıl iş, kanser tedavisinde, enfeksiyon olur" falan falan diye söylendik. Onlar da dinlediler, "Haklısınız, paylaştıkça risk artıyor" dediler, ama "New York" dediler, en sonunda da, "Enfeksiyon oranımız yüksek değil" dediler. Artık hangi hastaneye göre bilmiyorum. Bildiğim, kapasiteyi böyle en ucuz yolla arttırmak bana çok kötü geldi. Ve geceyi diken üzerinde geçirdim, ya yandaki kız hasta ise diye.

Böyle geçen geceden sonra, sabah iyi haber geldi. Odanızı değiştireceğiz dediler. Sonra bugün yine iyi bir şekilde radyoterapi simulasyonu yapıldı. Şöyle ki, Nehir'i yine uyuttular. yüzüstü yatırıp, yüzünün kalıbını aldılar. Belli noktalara, dövme ile, boya yaptılar. Ben şaka sandım değilmiş, gerçekten de deri altına boya yaptılar, yani ancak lazerle çıkabilecek. Yani hiçbir sapma olmasın diye oldukça titiz çalıştılar.

Doğrusu bugünlerde, yine iyi ki geldik diyoruz. Hep birbirleriyle konuşarak çalışıyorlar, herkes işini iyi yapıyor. Şaka gibi, TR'de kalsaydık, bizi onca tümörle radyoterapiye sokup, sonra da bu olmuyor diye, Nehir'i kaybedecektik... Bir yandan da hiçbir doktor "Bu tedavi burada yapılmaz" a imza atmıyor. Kağıt üzerinde herşeyi yapıyor olmak yeterli, ama "iyi" yapmıyor olmak sorun değil. Gerçekten de çok ciddi bir mesele, kaç hasta var, ve hangi tedavilerle, kaç tanesi, kaç yıl yaşıyor? Bütün o makinalar, bence kandırmaca. Dr. Kushner'a MD Anderson'a mı gitsek diye sorduğumuzda, "nüks tedavileri ne onların?" dedi. Özellikle agresif tümörlerde, sizi bir takımın yönetmesi gerekli. Baştan beri bunu gördük. Yüzdeyüz bir takım çalışması, fikir yürütme, birbirine güven duyan iyi doktorlar takımı. TR'deki gibi dağınıklıkta bunun yapılması, "iyi" yapılması mümkün görünmüyor.

Bana özellikle de Presbyterian hastane gibi hastane dedirtti. Columbia ve Cornell'in ortak uygulama hastanesi. Nasıl bir kalabalık, ama etraf, hemşire, intern, resident, fellow, attendee, doctor, takım dolu. Her konu için ilgili bölüm gelip görüyor, hemen birbirlerine danışıyorlar.

Aslında bu tam da Cerrahpaşa'nın, Çapa'nın, Hacettepe'nin olması gereken hali. Hacettepe'yi bilemiyorum, ama Cerrahpaşa ve Çapa'da tam zamanlı doktor yok. Herkes muayehane, özel hastane arasında gidiyor. Sevgili jinekologumla İstanbul'da laflarken, Nehir'in nüks haberinden bir hafta önce, tam gün yasası iyi bence demişti. Doktorlar isteseler tüm hastaları hastaneden görüp, oldukları yerleri iyileştirebilirler. Bilmiyorum. Ama bu şekliyle gitgide kötüye gittiği belli. Bir karmaşık hastalıkta farkına varılıyor.

Bunları yazmıştım, ama olsun yine yazayım. Belki "farkındalık" artarsa, hasta sahipleri olarak bizler talep etmeye başlar, gittiğimiz otel hizmeti çok üstün hastanelerin ne kadar da hastane olmaktan uzak olduklarının farkına varırız. Yani düşünün ki, şöyle bir reklam panosu var, "Ağrısız Ameliyat". Anestezi kullanıyorlar herhalde. Kullanmayan yerler mi var acaba...

Neyse. Ateş düştüğü yeri yakar.

Bugün Dr. Wolden ile konuştuk. Bu yeni durumda radyoterapi nasıl olacak diye. En baştaki iki haftalık düşük dozda bir değişiklik düşünmüyor. Ama sonrasında tümöre daha şiddetli yapmak gerekebilir diyor. Ama kaç olmalı bilmiyor. En az 36 olmalı dedi. Bazı beyin tümörlerinde 60'a kadar veriyorlarmış.

Şöyle dedi, ilk iki haftayı görelim, öyle konuşalım. Üçüncü bir ameliyat mı, devam mı, kaç "grade" ...

Hayırlısı.

Haftaya çarşamba, perşembe, başlamayı umuyorlar.

Bu arada bugün hem fizik tedavici, hem de "occupational" terapist geldi. İkincisi birinciden nasıl ayrılıyor bilmiyorum. Ama bizimle o korkunç fizyoterapist sahnesini yaşayanlar için yazayım.

İki tane şirin kadın, ellerinde, yatağa konulabilen bir boya, hamur masasıyla geldiler. "Hadi gel birlikte oyun oynayalım" dediler. Nehir'i doğrulttular. Ki karın, sırt ve boyun kasları çalışsın, diğer zayıf bölgeye yardımcı olsun...sonra hamur ve boyalarla iki elni de kullanmaya teşvik ettiler.

Bir de şunu önerdiler. Nehir için bileğine takılacak bir "bilezik"le ayağına yardımcı olmak iyi olur dediler. Yani Nehir'in ayağına göre yapılacak bir kalıp, ve plastikten bir bilezik, destek olursa, Nehir kendini daha rahat, güvende hissedip, basmak isteyecektir dediler. Bundan sonra "out patient "diye gittiğimizde, onlarla çalışacak. Son zamanda çünkü kendisi kullanmayı rededer hale gaeldi, hem sol elini, hem de sol ayağını. Ama üst kasları kuvvetli diyorlar. Ben de o kaslar çalışmamaktan kendin bırakmadan, biraz ayaklansın istiyorum.

İşte RMH'ye gelince ben de yazdım. Önümüzdeki birkaç gün Nehir'le Central Park'a gidelim diyoruz. Bakalım hava yağış gösteriyor ama biraz dışarıda olmak üçümüze de iyi gelecek.

1 comment:

  1. Allah hastaların ve hasta yakınlarının yardımcısı olsun. Her şey yolunda gider inşallah.

    ReplyDelete